sami guzel

Yüzü Yaralı, Gönlü Kınalı

3Ekim

Hafta içi, bir asansörde karşılaştık onunla. En son kata birlikte çıkıyorduk. İsmini bilmediğim bu sarışın yavrucak, genç babasının kucağında, ona bir şeyler anlatma derdi ile “bab… bab…” diye heyecanlı heyecanlı ilk konuşma denemelerini yapıyordu. Gözlerim takıldı, utandım…

 

Minik bebeğin, saçlarının yarısının yerinde, kabarmış ve renk değiştirmiş bir deri vardı. Bu kabarmış deri, yüzünün de yarısını almış götürmüş, ağzına kadar inmişti. Burnunun üzerinden kaşlarına kadar, izleri asla geçmeyecek koca koca dikişler acımasızca duruyordu. Elinin biri ya kopmuştu ya da doğuştan yoktu. Yavrunun güzelliğine mi hayran olsam, yüzünün yarasına mı acısam diye düşünürken, babası ile göz göze geldik. Öyle sert bir bakış yedim ki acılı babadan, asansör yarılsa boşluğuna düşerdim…

 

Hiç bir şeyden habersiz sevimli yavrucak babasının boynuna, başını tekrar gömdü. Babası ise yukarı çıkıncaya kadar, müthiş güzellikte ki bu yavrusunu öptü durdu. Sanki ne olursa olsun yavrumsun der gibi, sanki biraz vicdan azabı, biraz da çaresizlik kokar gibi, bebeğini oda sıkı sıkı kucağına sardı. Asansörden indiğimizde, hızlı adımlarla bizden uzaklaştılar. Bebeğin giderken gülümseyerek bana el sallaması, acımasız bir dünyada bin bir zorlukla yaşayacağından hiç haberinin olmamasındandı…

 

İsmini bilmediğim minik bebek zamanla büyüyecek ve büyüdükçe sebebini bilmediği tuhaf bakışlar ile daha çok karşılaşacaktı. İlk aynaya baktığında insanların kendisine neden tuhaf baktıklarını daha iyi anlayacak ve bir elinin de olmaması sebebiyle kolay kolay bir iş bulamayacaktı. Hatta zamanla, kendisine ‘acırcasına’ bakan gözlerden nefret edecek, çoğu zaman yüreğinden sessiz ve çaresiz feryatlar yükselecekti…

 

Ne yazık ki, bizim toplumsal hastalıklarımızdan biri, yaralarımızı sarmak yerine kanatmaya uğraşmaktır. Çünkü biz bedensel engelli birini gördüğümüz zaman hemen değişiriz. Ona acıyarak bakar ve yardım etmeye çalışırız. Oysa bir engelliye yapılacak en son ve en acımasızca davranıştır bu bakışlar… Yaralı yüzünü öpmekten, sakat elini tutmaktan imtina ettiğimiz her kardeşimizi, daha çok kanatmaktan öte bir şey yapmayız. Üstüne birde onlar için ufacık bir şey yaparsak, ‘özürlüler’ için şöyle yaptım, böyle yaptım diyerek daha büyük bir suç işleriz…

 

Yürüme engelli kardeşlerimiz basketbol oynarken, görme engelli kardeşlerimiz bisiklet sürme yarışması yaparken, çoğu zaman düşünürüm. Tüm bu doğa güzelliklerini gördüğü halde yaşamdan nefret eden bir insan mı görme engellidir, yoksa simsiyah bir dünyada yaşadığı halde hayata dört elle bağlanmış ve herkese gülümseyen biri mi görme engellidir? Minicik bir parmağını kaybetmeye bile tahammülü olmayan bizler, engelli kardeşlerimiz adına hiç bir şey yapmadığımız için, biraz yürek engelli değil miyizdir?

 

Engelli kişileri hiç düşünülmeden yapılan yolları, alışveriş merkezleri giriş ve çıkışlarını gördükçe gönlüm acıyor. Koskoca şehirlerde sadece bir adet park yaparak, işte ‘özürlüler’ için park yaptık dendiğinde yüreğim kanıyor. Onlar görmezden gelindikçe, ellerinden tutarak hayatlarına ortak olmak yerine, onlara acıyarak bakıldıkça içim sızlıyor. Onlar gibi bende isyan ediyorum, ama kimse sesimizi duymuyor…

 

Ne zaman bir engelli kardeşime, ‘özürlü’ dense sızlarım… Üstelik belediye başkanları yahut devlet adamları çıkıp ‘özürlü’ diye konuşmasına başlarsa, kanarım… Tüm bedensel engelli kardeşlerim şunu çok iyi bilsinler ki, vücudunun herhangi bir yerinden engelli olmak, aramızda gezen hatta bir yerlere gelmiş birçok insan gibi yüreği özürlü olmaktan çok çok daha iyidir… Tüm saygım ve sevgimle…



Arama


Anket
Aduket Nedir?
  • Ülke İsmi     %3
  • Ryu Hareketi     %80
  • Bir Meyve İsmi     %2
  • Oryuken Gibi Bişey     %7
  • 2000 Yapımı Film     %9
Linkler

RSS

Valid XHTML 1.0 Transitional

Valid CSS!

sami guzel
bill adama

kara thrace

number 6 ( caprica )