Tilkinin biri, gece geç bir saatte sokaklarda dolaşırken, şehrin köprüsünde başka bir tilki ile karşılaşmış. “Gecenin bu yarısı burada neden dolaşıyorsun? Evin barkın yok mu senin?” demiş…
Tilkinin sorusu, günümüz insanı ve bizler ile çok uyuşuyor. “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü…” sözünü iş yerimize çerçeveleterek asarız. Ardından işe alacağımız kişiye, ideolojik fikrini sorarız. Bize göre, birey diye bir kavram yok. Sadece grup kavramı taşıyoruz. Tanıdığımız ya da tanıyacağımız herkesi grup olarak görüyor ve hemen bir şekle sokuyoruz…
Yıllardır bir türlü, birey olamamışız. Ya sağcı olmuşuz, ya da solcu. Sağcı isek, ya muhafazakâr sağcı olmak gerekmiş yahut milliyetçi sağcı. Muhafazakâr sağcı isek, yobaz diye adlandırılmışız veya ılımlı İslamcı… Solcuysak da ya komünist gruptan olmuşuz ya da fikir solcusu. Kısacası daima insanların gözünde ‘bir şeyci’ olmaktan ve etiketlendirilmekten kurtulamamışız. İnsan olarak en doğal hakkımız olan sakal ya da bıyık bırakmamızın bile bir anlamı var. Hatta bıyığı nasıl bıraktığınız bile, kimlerden olduğunuzu anlatabilir.
Bireysellikten uzaklaşarak gruplaşmamızın sonucunda, kendi grubumuzdan olanlar ile ilişki kurmaya gitmişiz. Bir iş yerine girdiğiniz zaman “Selamün Aleyküm” ile “Merhaba” demenizin arasında, işi alıp alamama kadar önemli bir fark var. İşinizi ne kadar iyi yaptığınız veya işinizde ne derece başarılı olduğunuz hiç önemli değil. En önemli olan şey, işi yaptığınız kişinin nasıl bir ideolojiye sahip olduğu, hangi gruptan olduğu ve onun tanıdıklarını tanıyıp tanımadığınız. Eğer o kişi ile ortak paydada buluşmuyorsanız, özellikle şehrimizde o işi alma ihtimaliniz yok bile diyebilirim…
Bu problem tüm hayatımıza o kadar sinmiş ki, okumaya çalışan insanları bile görünüşüne göre sınıflandırıyor ve okuyup okuyamayacağına karar veriyoruz. Üniversiteye gidecekseniz ya da hali hazırda üniversitede iseniz ve akademisyen olmaya çalışıyorsanız önce şu soruları yanıtlamanız gerekiyor. Başınız örtülü mü? Sakalınız var mı? Bıyıklarınız var mı? Bıyıklarınız varsa ince mi yoksa aşağı doğru biraz sarkıyor mu? Okuduğunuz kitaplar nedir? Hangi kulüp ya da derneğe üyesiniz? Tüm akademik kariyeriniz buna göre şekillenecektir. Çünkü ‘Bir şeyci’ olmak, yaşamın temel taşıdır ülkemizde…
Oyca bir insana, sadece insan olduğu için değer vermek ve görüntüsüne göre şekillendirmemek gerektiğini söylemez miyiz hep? Zira diğer kıstaslar sadece çevresel şartlar ile gerçekleşir. Hıristiyan diye yüzüne bakmadığımız birini düşünelim, acaba biz Hıristiyan bir toplumda, bir papazın evladı olarak doğsaydık hangi dinden olurduk? Kaç kişi okuyup araştırarak başka dine geçiyor dünyada? Sağ görüşlü kişilerin kaçının ailesi solcudur? Bir cemaatin içerisinde yetişmiş bir çocuğun, büyüdükten sonra o cemaati reddetme şansı kaçtır? Kaç tane başı açık bayan başını kapatmakta yahut kaç başı kapalı bayan başını açma cesaretini gösterebilmektedir?
Çoğunluk ile çevre şartlarımızdan etkilenerek, yetiştirildiğimiz gibi bir kişi oluyorsak başka bir şekilde yetiştirilen insanlara nedir bu garezimiz? Madem laik bir devletiz, bırakalım herkes istediği dini seçsin. İstediği gibi yaşasın. İstediğine inansın, istediğine inanmasın. Arzu ediyorsa üniversiteye mini etekle gelsin, arzu ediyorsa başı kapalı gelsin. Her ikisi de öğrenime geliyorsa bize ne kılık kıyafetinden? Bizim için ne zaman ticaret yapacağımız kişinin bağlı olduğu dernek yerine ticareti ne kadar sağlam önemli olacak, ne zaman insanları ‘bir şeyci’ olmak yerine birey olarak kabul ederek onlara hak vereceğiz, işte o gün bazı şeyler daha güzele doğru gidecek… Ne zaman Laz, Ermeni, Kürt, Türk ırkındanım demek yerine, ben insanım ve tüm insanlar kadar hakkım var diyebileceğiz, işte o zaman kendimiz ile barışıp, huzura ereceğiz…
Kabuğunu koparmadan,
Ne bir elmayı soyabildim,
Ne de iyileştirebildim bir yaramı,
Ama karşıma çıkınca,
kızmadım hiç elma kurduna,
Bendim çünkü bıçağı saplayan,
Onun yurduna…
/ Sunay Akın
![]() |
![]() |
![]() |



