sami guzel

Dila

3Ekim

Bahçenin en güzel köşesine, çamura batmış iki merhametli el tarafından ekilmişti Dila... Yılların bahçıvanı Osman, onu öylesine nazikçe ekmişti ve ona öyle iyi davranmıştı ki, daha ilk suyunu dökerken "Dila, olsun senin ismin güzelim, ismin gibi güzel olsun bedenin" demişti.. Yaşamının başında, sevgi ve merhametle tanışan Dila, henüz ne çiçeği olduğunu bile bilmeden, bir an önce büyümek ve bahçıvana kendini göstermek için elinden gelen çabayı göstermişti...

Güneşin dostluğu, yağmurların arkadaşlığı ve toprağın sevdasıyla kısa zamanda büyüyüp serpildi Dila. Uzun boylu, ihtişamlı bir zambak oldu. Gökyüzüne doğru uzanan beyaz yaprakları ve canlı vücudu onu görenleri hayrete düşürüyordu. Eve gelen her misafir, onu görür görmez hayranlık dolu bakışlarla yanına yaklaşır ve eğilerek biraz incelerdi. Sonra burnunu Dila' ya yaklaştırarak derin bir nefes çekerdi. Böyle zamanlarda Dila, en güzel kokularını sürünür herkesi mest ederdi. Güzelliği ile övünür, zerafetini elinden geldiği kadar dış dünyaya yansıtmaya çalışırdı. Bahçıvan Osman' ın gözdesi, bahçedeki diğer çiçeklerin efendisiydi...

Toprakla tanışması, henüz ilk ekildiğinde olmuştu. Onun tarafından korunmuş ve gözetilmiş, ardından muhteşem bir sevgiyle gökyüzünü görebilmesi için kendisine yolverilmişti. Dila, bu iyilikleri unutmamış ve önüne geçilmez minnet duygusuyla, büyüdükçe daha sıkı sarılmıştı kendisini koruyana. Zaman geçtikçe duyduğu minnet sevgiye dönüşmüş ve yağmurlu bir günde sırılsıklam aşık olmuştu toprağa... Birbirlerine olan tutkuları, herkes tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmıştı. Yağmur, sık sık onları ziyarete geliyor, ikisine de yaşam sunuyordu. Ardından açan güneş, yağmuru gökyüzüne iade ederken, akşama doğru bu iki sevdalıya enfes bir gün batımı izletiyordu. Dila, her yeni güne daha büyük bir enerji ile başlardı. Gün boyu, rüzgarlarla danseder, kuşlar ile şarkılar söyleyerek sevdiğini büyülerdi. Akşamları ise hafif esen gedavet eşliğinde bıkıp usanmadan toprağıyla sohbet ederdi...

O gün, yine her sabah ki gibi sevinçle uyandı. Sabahları, güneşin doğuşunu izlerken kendilerine eşlik eden kumruların, bu sabah olmadığını farketti. Gökyüzüne baktı, dostu yağmur hiç bir mektup göndermemişti. Bulutsuz günler, oldukça bunaltıcı geçtiğinden birazda olsa morali bozuldu. Bugün ters giden birşeyler vardı ama henüz ne olduğunu çözememişti. Yinede, herşeye rağmen o dimdik ayakta olmalıydı. Bahçe kapısındaki insanları görünce, sevdiğine daha sıkıca sarıldı ve güzelliğini daha yakından görebilmeleri için tüm ihtişamını sergilemeye başladı...

Dila' dan etkilenen genç adam, yavaşça yanına eğildi ve içine derin bir nefes çekti. Gözleri parladı. Uzun zamandır bu kadar harika bir zambak ve böylesine güzel bir koku koklamamıştı. Kalp atışları hızlanmaya başladı, heyecanlı bir sesle " Sen ne güzel bir çiçeksin böyle ama yurdun toprak değil sevdiğimin kucağı olmalı... " dedi ve boynundan tuttuğu gibi kendine çekti. Hemen kopmasını beklediği zambak, kopmamıştı. Daha büyük bir güçle asıldı ve kökünden kopararak eline aldı. Sevinçle kapı önündeki arabaya koşarak seslendi " Zeynep... "

Dila, ne olduğunu bile anlayamamıştı. Aniden boynuna sarılıp bir el, kendisi sevdiğinden ayırmak istemişti. Fakat sevgisi gibi sevdiğinide sımsıkı sardığı için ilk hamlede ayrılmamışlardı. Olacakları anlayınca, her ne kadar " Bizi ayırma ne olur! " diye çığlıklar attıysa da sesini duyuramamış ve kendini genç adamın ellerinde bulmuştu. Hızlı adımlarla götürülürken, toprağa son kez bakmış ve sanki her bir yaprağı, ayrı ayrı koparılmıştı...

Nazik hareketlerle, güzel bir bayana takdim edildi ve tekrar koklanıp " Enfes " diye son övgüsünü duydu. Ardından arabanın arka koltuğuna bırakıldı. Dila, hala olayın şokunu atlamamıştı. Ne yani, şimdi sevdiğinden sonsuza kadar ayrılmış mıydı ? Yoksa götürülüp o hep adını duyup korktuğu su dolu hapishaneye mi terkedilecekti? Yolculuk boyunca için için sızladı, yapraklarını dağladı ve durmaksızın ağladı...

Eve gelip, masaya bırakılınca birşeyi çok iyi anlamıştı. Hemen yanıbaşındaki kırmızı vazoya konulacak ve bundan böyle sevdiğine hasret kalacaktı. Güzelliği ve kokusuyla güya bir kaç insanı mutlu edecek, fakat o içten içe kendini yiyecekti. Biraz sonra yanındaki kırmızı vazo su doldu ve Dila umarsız hareketlerle, bu ölüm hapishanesine konuldu. Suyun etkisiyle biraz canlanınca, son bir umutla başını dikti ve gökyüzüne baktı. Ne mavi dostunu bulabildi yukarda nede neşe dolu kumruları. Tek görebildiği, betonarme ve suratsız bir tavandı...

Sönmüş sevgiler, kırılmış bedenler ve yıkılmış hayaller eşliğinde iki koca gün geçti. Dila, bitmek bilmeyen iki gün boyunca sevdiğini özlemiş, düşlemiş ve her saat biraz daha erimişti. Sevdiği için her gün daha da güzelleşen o muhteşem yaprakları, teker teker sararmışlar ve o eski güzelliklerini yitirmişlerdi. O güzelim zambak, çekiciliğinin ve güzel kokusunun bedelini ise, hayatıyla ödemişti. Dila, bir zamanlar sevdiğinin koynunda olan harika bir zambak çiçeğiydi. Bitmeye yüz tutmuş bir sevdanın, ufak bir umudu olarak sevgiliye hediye edilmiş, kendisi hiç düşünülmemişti. Sarardığını görerek suyunu değiştirmek için hizmetçi geldiğinde ise, pencereden esen hafif bir rüzgar eşliğinde, çoktan son nefesini vermişti...



yorum


guvenliresim Güvenlik Kodunu Giriniz
tavsiye


İsim Soyisim / 14.06.2009
bir dilanın kendini düşünmeyip verilmesi çok acı veriyor banadaaaaaaaaa

İsim Soyisim / 14.06.2009
çok güzel

burak mert / 29.10.2008
senden iyi yazar olur dostum aynen devam.


Arama


Anket
Aduket Nedir?
  • Ülke İsmi     %3
  • Ryu Hareketi     %80
  • Bir Meyve İsmi     %2
  • Oryuken Gibi Bişey     %7
  • 2000 Yapımı Film     %9
Linkler

RSS

Valid XHTML 1.0 Transitional

Valid CSS!

sami guzel
bill adama

kara thrace

number 6 ( caprica )