Hrant Dink, 1954 yılı, Malatya doğumlu, ailesinin ayrı olması nedeniyle çocukluğu yetimhanelerde düşünmüş bir gazeteciydi. Düşünen, yazan ve açıklamlarıyla çoğu kez gündeme oturan Ermeni bir gazeteci. Sonu ise, bir çok düşünen ve düşündüğünü yazabilen gazeteci gibi kalleşçe öldürülmek oldu...
Hrant Dink’ i uzaktan tanıyan birçok insan, onu Türk düşmanı olarak bilirler. Özünden milliyetçi olmayıp, körü körüne milliyetçi olan ve cahilliğinin üzerine bir de vatan millet sakarya, edebiyatı yapan kişiler ise, için için öldüğüne seviniyorlar. Bu noktada Hrant Dink’ in yakın profiline girerek, birkaç detay üzerinde durmamız gerekiyor...
Öncelikle Hrant Dink, Ermenistan’ da sevilmeyen bir kişiydi ve kendisi için ‘Türk Yalakası’ lakabı uygun görülmüştü. Türkiye’ ye ülkem dediği için ve her fırsatta ülkesini savunduğu için, Ermeni milliyetçileri tarafından dışlanmış bir adamdı. Yine ermeni meselesinin, sadece bu iki halk arasında çözülmesi gerektiğini ve hiç bir başka ülkenin karışmaması gerektiğini, tek başına savunan bir gazeteciydi. Fransa, ‘sözde ermeni soykırımı’ yasasını çıkartmaya uğraşırken, tüm yurtdışı platformlarında, Fransa’ nın yaptığının yanlış olduğunu ve konunun kendileriyle alakalı olmadığını da yine belirten oydu.
Nüfus Cüzdanında, benim gibi, sizin gibi ‘TÜRK’ yazıyordu ve her TÜRK gibi vatani görevini layıkıyla yerine getirmişti. Bu ülke için çarpışan, savaşan ve dedeleri Kurtuluş Savaşı’ nda bu ülkenin saflarında çarpışırken hayatını kaybetmiş olan birçok ermeni tanırım. İşte Hran Dink, bu ülkeyi özünden seven, sahtekar olmayan ve kardeşlikten yana olan ermenilerin sevdiği bir kişiydi. Ermeni milliyetçilerinin ise dışladığı bir gazeteci...
Kendisine bugüne kadar çok yakıştırma yapıldı. Düşüncelerine somut açıklama getiremeyenler, satılmış deyip çıktı. Ölümünden hemen sonra çekilmiş bir resim var. Arkaplandan alınan fotoğrafta, Dink’ in ayakkabılarının delik olduğu görülüyor. Lüks otomobiller ile gezip, yanında çocuğu yaşında mankenlerle basına poz veren ve kalkıp Dink’ e satılmış diyen tüm diğer gazeteciler, utanmalıdır. Satılmış bir insan, ya yurtdışında gezer ya da ferah içinde yaşar. Bu soğuk kış günlerinde, her iki ayakkabısı da delik olarak dolaşmaz...
Her ne kadar, Hrant Dink’in düşüncelerinin tümüne katılmasam ve karşı çıktığım yönleri olsa da, onun davasına hayatı uğruna sahip çıkmasına hayranım. Keşke, onu çeşitli iddialar ile alaşağı etmeye çalışan diğer insanlar, kendi inandıkları değerler uğruna, onun onda biri kadar davalarına sahip çıkabilseler. Keşke, bin dokuzyüzlü yıllardan beri bu ülke evlatlarının üzerine sinen, sadece konuşmak, ama hiç bir konuda eylem yapmamak tembelliği yok olup gitse... Keşke, bizler onun davasına sahip çıktığı kadar kendi davalarımıza sahip çıkabilsek, o zaman her şey çok daha farklı olurdu...
Bizlerin, gazetelerde ve çeşitli yerlerde bir şeyler yazmamızın tek sebebi, insanlara bir şeyler anlatabilmektir. Peki, aykırı bir şeyler anlatan her gazeteci öldürülecekse, bazen neden yazıyoruz diye oturup tekrar düşünüyorum. Özellikle de, son yazısında dahi ölüm tehditleri aldığını ve bunu savcılığa ilettiği halde sonuç alamadığını belirten ve sesini duyurmaya çalışan bir gazetecinin, yazısının hemen ardından öldürülmesi ise çok daha acı verici. Ölümünün arkasından yapılan, açıklamalar ise gayet samimiyetsizce...
2007 yılındayız ve halen ırk, din, dil ve toprak kavgaları nedeniyle halen askerlerimizi, gazetecilerimizi, düşünürlerimizi ve nice insanımızı kaybediyoruz. Bu cennet vatanda, cennetvari bir yaşam süremeyişimizden ve İlkelliğimizden utanıyorum...
![]() |
![]() |
![]() |



