sami guzel

Bir Dakikalığına, Rolleri Değişelim

1Kasım

Eğer ben öksüz ve yetim bir yavru olsaydım, iki seçenek ile yaşardım. Ya sokaklarda yaşamak ya da çocuk esirgeme kurumu bünyesinde hayatıma devam etmek. İlk seçeneğin sonunda donarak öleceğim için, çocuk yuvasını tercih ederdim. Yuva bakıcıları bana ne kadar ilgi gösterirlerse ( ki ilgiyi geçenlerde gördük ) ben o kadar fazla annemi özlerdim. Şefkat denilen duyguyu mumla arardım. Yüreğimde bulunan anne ya da baba özlemini hiçbir şey ile kapatamazdım. Tek tesellim, beni ziyarete gelen ve benimle ilgilenen insanlar olurdu. Lakin onlarda benden kaçarcasına uzaklaştığı için, tek bir kişi gelsin arada hatırımı sorsun isterdim. Ne yediğim yemek umurumda olurdu ne de giydiğim giyecek. Ben bir karınca kadar şefkat için, yaşamaktan bile vazgeçerdim…

 

Eğer ben, ailesi tarafından bakılmamış ve terk edilmiş bir yaşlı olsaydım, ya bir huzur evine sığınır ya da sokaklarda yaşardım. Kim bilir, belki huzur evinde kötü muamele gördüğüm için kaçar, yaşamımı sokaklara asardım. Eskilerden kalma, kalın paltoma sarılır hayata dair şiirler yazardım. Soğuk gecelerde etraftan bulduklarımın içerisine, evlatlarımın resimlerini de koyar, ısınmak için koca bir ateş yakardım. Ateşime biri ortak olsun yahut gelip benimle dertleşsin hatta inanılmaz iyi bir yürek bana evinin kapılarını açsın arzulardım. Herkesin gülüp oynadığı saatlerde, ben karanlık bir köşede ağlardım. Kimsenin ilgilenmediği ve ilgilenmeyi istemediği bir yaşlı olarak, soğuk bir kış gecesi bu hayattan öbür hayata koşarak kaçardım…

 

Eğer ben, biri özürlü üç adet çocuğa sahip olan yatalak bir koca olsaydım, alternatifsiz bir şekilde yatağıma çakılır kalırdım. Çocuklarıma bakamamanın acısını bir tarafa, eşime yük olmanın acısını diğer tarafa koyar, hayattan hiçbir tat alamazdım. Sağlıklı iken benimle olan dostlarımdan birisi gelsin, yardım etmese bile en azından bir acı kahve içsin diye hayaller kurardım. Eşimin çırpınışlarını gördükçe, kalkamadığım yatağıma daha çok gömülür, kahırlar içinde boğulurdum. Allah’ ın neden bana bu kadar büyük bir imtihan verdiğini ve neden bana yardım için hiç kimseyi göndermediğini düşüne düşüne ya çıldırırdım ya da işin içinden çıkamayıp beni görmezlikten gelenlere lanet yağdırırdım…

 

Eğer ben, yukarıdaki yatalak kocanın eşi olsaydım, ailem için yaşardım. Kadın halim ile temizliklere gider, yorgun argın eve dönüp yemek yapmaya çalışırdım. Çocuklarımı okutamamanın ve kocama doğru düzgün bakamamanın verdiği acı ile kendimi daima koca bir yaram varmış gibi hissederdim. Bir gün birisi kapımı çalsın, az da olsa yardım etsin dilerdim. Galiba kendimi ancak, karısına hangi marka araba alacağını düşünen zenginlerin, diğer yaşamda yaşayacakları acıları düşünerek, teselli ederdim. Ağladığım zaman, benimle birlikte ağlayan kocama ve yavrularıma kıyamaz, sadece bu yüzden yaşamamıza son vermezdim. Lakin bunca insanın neden beni ve benim gibileri görmezden gelip, hiç bir şey yokmuş gibi yaşamalarına mana veremez ve için için çaresizliğin verdiği kahır ile kendimi yerdim…

 

Sevgili dostlar, yukarıdaki dört insandan biri olsaydınız siz ne yapardınız? Uzanacak bir eli nasıl beklerdiniz? Uzanan bir elin karşılığını hangi minnet duygusu ile öderdiniz?

 

Türkiye’ de yaklaşık 23 milyon fakir yaşıyor. Binlerce çocuk, çocuk esirgeme kurumlarında anne kucağının mis kokusunu tadamadan büyüyor. Bir o kadar tinerci ya da terkedilmiş yaşlı insan mevcut. Hastanelerde rehin kalan yavrulardan, mezarlığa bırakılan yeni doğmuş canlara, açlıktan ve hastalıktan zor nefes alan köpeklere, bir lokma ekmek için canını veren kedilere kadar her yerimiz dört biryandan muhtaç canlılar ile sarılmış durumda. Peki, neden yardım etmiyoruz? Ben size yanıtını vereyim. “Hangi birine yardım edeceğiz?” diye yardım etmiyoruz. Muhtaç canlı o kadar fazla ki, el uzatmak ile bitmeyecek kadar çok diye gevşeklik ediyor ve onları görmezden geliyoruz… Şimdi bir hikâye okuyalım ve empatimiz ile birleştirip, lütfen birazda olsa KENDİMİZDEN UTANALIM…

 

Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür. Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır;

— Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?

 

Genç adam yanıtlar;

— Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler.

 

Yazar sorar;

— Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki?

Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatıp, şöyle der;

— Onun için fark etti ama...




Arama


Anket
Aduket Nedir?
  • Ülke İsmi     %3
  • Ryu Hareketi     %80
  • Bir Meyve İsmi     %2
  • Oryuken Gibi Bişey     %7
  • 2000 Yapımı Film     %9
Linkler

RSS

Valid XHTML 1.0 Transitional

Valid CSS!

sami guzel
bill adama

kara thrace

number 6 ( caprica )